Cura Bodrum // Deneyimin kutsal çeşmesiyle fildişi kule arasında

Cura Bodrum // Deneyimin kutsal çeşmesiyle fildişi kule arasında*

Sanat her zaman deneyimin kutsal çeşmesi ile bir fildişi kule arasındaki gerilimde ortaya çıkar. “cura bodrum residency” sanatçılara tam da böyle bir ortamı sağlamak üzere ortaya çıkmış bir program. Bir yandan Bodrum gibi muhteşem, kuytu bir köşede çalışma imkanı sunan program, öte yandan küresel çapta bazı sorunların, yerel etkileri üzerinde çalışmak isteyen sanatçı ve düşünürleri Bodrum’da ağırlayacak. Programın koordinatörü ve fikir annesi İz Öztat’la cura, Bodrum, ve benzer projeler hakkında konuştuk.

L.F. cura bodrum residency 2008 yılında başladı. Bu fikir nasıl gelişti?

İ.Ö. “Residency,” yani misafir sanatçı programı fikriyle ilk kez Amerika’da okurken tanıştım. Annemin Bodrum Gölköy’de beş evden oluşan küçük işletmesini sezon dışında, üreten insanları ağırlamak için kullanma hayalini kurmaya başladım. 2008 yılında ilk misafirlerimizi davet ettik.

L.F. Bu girişime yönelik hazırlıklarından ve araştırmalarından bahsedebilir misin?

İ.Ö. 2008’in Mart ayında Anton Vidokle’nin Berlin’de başlattığı, sonra bir aylık bir program olarak Meksika’ya davet edilen projesi, unitednationsplaza MX’e katıldım—bu, Manifesta 6 için önerdiği “exhibition as school” (okul olarak sergi) fikrinin, Kıbrıs’ta çıkan politik problemler nedeniyle iptal edilmesi sonucu Berlin’de bir binada bağımsız bir okul olarak hayata geçirilmesiyle başlayan bir proje. Meksika’daki de, güncel sanat üzerine düşünen ve üreten sanatçıların konuşmaları ve katılan sanatçılarla yaptıkları atölye çalışmaları etrafında düzenlendi. Bu deneyim ve karşılaştığım teoriler, benim sanatçı olarak pratiğimi ve sanatın işlevinin ne olabileceği konusunda fikirlerimi sorgulamama ve dönüştürmeme neden oldu.

L.F. İlk seneki katılımcılar nasıldı? İlk sene deneyimi projenin şeklini nasıl etkiledi?

İ.Ö. Düşünce üretiminin ve diyaloğun oluşabileceği ortamların yaratılmasının ve bunun büyük kurumlar aracılığıyla değil, sanatçıların girişimiyle oluşmasının çok değerli bir alan yarattığını fark ettim. Katılımcılardan bir kısmı tanıdığım ve işlerini sevdiğim sanatçılardı. Katılanlar organik ve rastlantısal bir süreçle seçilmiş oldu. Beklenti iş üretmelerinden ziyade, oradaki deneyime ve içeriğe katkıda bulunmalarıydı. Katılımcılardan Eduardo Tomas Meksika’daki bağımsız film festivalini düzenliyordu ve bir gösterim programı düzenledi. Sanatçıların çoğu kamusal alanda çalışan insanlardı ve bu konuda bir diyalog oluştu. Bodrum’da düzenlediğimiz ilk program olduğu için, turizmi ele almak kaçınılmazdı. Bodrum’da çalışan sivil toplum örgütleriyle buluştuk ve yarımadada varolan aşırı kentleşme, kıyı şeridinin yok olması, su kaynaklarının azlığı ve kontrolsüz kullanımı, balık çiftliklerinin yarattığı kirlilik, altyapı yetersizliği, belediyelere bölünmüş dağınık ve kontrolsüz yerel yönetim gibi pekçok konuyu tartıştık. Bu ilk deneyim sonucunda, daha derinlemesine ele alınabilecek ve o coğrafyaya ait bazı konular ortaya çıktı.

Bu yıl  “Göç, Turizm ve Kentleşme” gibi birbirine bağımlı, hem yerel, hem de küresel fenomenleri ele almaya, bu konularda varolan bilginin daha yoğun bir şekilde paylaşılacağı ve tartışılacağı bir think tank’le başlamaya karar verdik. Geçen yıl fark ettik ki bu sorunlarla resmi ve bürokratik yollarla mücadele etmeye çalışanlar var. Bu yılki katılımcılarla, güncel durumun daha yaratıcı yöntemlerle nasıl ele alınabileceğine dair stratejiler üretmeyi umuyoruz. Maddi kaynak olmadığı için, bu konularda çalışan insanları bir araya getiremesek de, en azından bir arşiv oluşturmayı, bu bilgiyi gelenlere sunabilmeyi umuyoruz.

L.F. Senin için anlamı nedir cura’nın?

İ.Ö. cura bodrum residency deneyim ve zamanlamisyonunu oluşturuyor. Ağustos ayındaki deneyimden sonra “residency” kavramının ve sanat dünyasını ne şekilde belirlediğinin tartışıldığı toplantılara gittim ve tek bir model olmadığını, herkesin bulunduğu ortama has çözümler getirdiğini öğrendim.

cura’nın kelime anlamları, iyileşme, yenilenme, küratör kelimesinin latince kökü, Cevat Şakir’in hikayesinde bir çingene kızın adı, iki telli bir halk çalgısı, Heidegger’e göre ise dünyaya kendini verme, hem endişe hem de özveri olarak dışa vurulan ilgi. Bu kelimenin anlamlarının zaman içinde çoğalması gibi, mekan olarak cura’nın da amaçlarının ve içeriğinin zaman içinde çoğalıp, çeşitleneceğini umuyorum.

L.F. Dediğin gibi misafirlik programları için tek bir model yok. Bu tür programlar ve girişimler son zamanlarda sıklıkla karşımıza çıkıyor. cura’nın bunlar arasındaki duruşu nedir peki?

İ.Ö. Pek çok misafirlik programı programı sadece sanatçıları ya da yazarları ağırlıyor. cura’nın kültür alanında çalışan ve üreten herkesin gelip çalışabileceği, ihtiyacı olan desteği bulabileceği ve özellikle bu coğrafyayı ilgilendiren konularda bilgi üretilen bir yer olabilmesini umuyorum.

En büyük çelişkim devamlı orada olmadan ve kaynak yaratmadan, yerel etkisi olan, köyde yaşayanlar için de anlamlı olabilecek programlar yapmanın imkansız olması. Ekonomisi turizme dayalı her bölgede olduğu gibi Bodrum’da da en büyük sorun, iş imkanlarının mevsimsel olması ve balıkçılık, tarım gibi geleneksel geçim kaynaklarının yok olmuş olması. Dolayısıyla tüm nüfus iki aylık sezonda kazandığı ile yaşamak durumunda. Sezon dışında düzenlenecek ve köyün ekonomisine katkıda bulunacak her aktivitenin içinde bulunduğumuz ortama en gerçekçi katkı olacağını  düşünüyorum. Bir de, kadın kooperatifi fikri var ama bunu hayata geçirmek için çözülmesi gereken fon yaratma ve organizasyon kapasitesine henüz sahip değiliz.

L.F. Peki bu seneye nasıl hazırlandınız? Neler farklı olacak?

İ.Ö. Bu sene, freeDimensional adlı bir iletişim ağı ve sivil toplum örgütüyle iş birliği yapıyoruz. freeDimensional, genç sanatçı inisiyatiflerine destek veriyor ve düşüncelerinden dolayı ülkelerini terk etmesi gereken kişilere, misafir programlarında geçici barınma şansı sağlıyor. freeDimensional ve cura bodrum birlikte çalışarak, ekonomik göç ve beşeri hareketlilik konusunda, özellikle deniz yoluyla göçe odaklanan bir proje geliştiriyor. Ege kıyılarından, Yunan adalarına ve Avrupa Birliği’ne transit göç gerçeğini, arada sırada olan kazalar gibi görünmekten çıkarıp, Avrupa Birliği’ni çevreleyen tüm sınırlarda yaşanan ciddi insan hakkı ihlallerinin bir parçası olarak ele almak istiyoruz. Kültür ve turizm alanında hareketliliği destekleyen Avrupa Birliği politikaları ile göçe karşı sertleşen pratiklerin çelişkisini inceleyeceğiz.  Bodrum’u hem iç/dış göçle, hem turizmle şekillenen bir coğrafya olarak ele alacağız.

Geçen seneden farklı olarak Ağustos yerine Eylül ayında buluşup hem kalabalıktan hem de sıcaktan olumsuz etkilenmemeyi amaçlıyoruz. Bir de daha küçük bir grupla birbirimize daha çok destek vererek çalışabilmeyi umuyoruz. 2008′de özel sektörden maddi destek almıştık. Bu yıl sadece elimizde olan imkanlarla, sanatçılara kalacak yer vererek devam ediyoruz.

L.F. freeDimensional ile olan ilişkiniz projeyi nasıl etkiledi?

İ.Ö. freeDimensional, herkesin üye olabileceği bir network ve internet ağı üzerinden pekçok kişiye ulaşabiliyor. Bu işbirliği sonucunda başvuru duyurusunu ulaştırırken araştırma sürecinde ve panel/think tank katılımcılarını davet ederken belirlediğimiz konularda çalışan çok fazla insana ulaşma şansımız oldu. Dolayısıyla ilgi ve destek arttı.

L.F. Örnek aldığınız diğer bazı misafirlik programlarından bahsettin. Kiminde organize edenler de üretime katılıyor, ya da üretiyor. Sen bu projenin sonunda üretime ne kadar dahil olmayı düşünüyorsun? Sadece araştırma ve destek bazında mı yoksa daha büyük projeler var mı?

İ.Ö. Şu anda sorumluluğumu mümkün olduğunca kapsamlı araştırma yapıp katılımcılarla bu bilgiyi paylaşmak olarak görüyorum. Geçen yıl gelecek insanların çoğunu şahsen tanıyordum. Bu yıl, henüz karşılaşmadığım insanlar da gelecek. Ortaya çıkan dinamiklere göre, elimizdeki bilgiyle birtakım stratejiler belirginleşecektir. Grup olarak çalıştığımız anlar olabilir, kişisel projelerde lojistik destek vermem gerekebilir. Bunları süreç belirleyecek.

L.F. Katılımcılardan beklenti nedir peki? Dil unsuru burada çok önemli dediğin gibi, küresel bir sorunu yerel bir mekanda ele alırken böyle bir sorun ortaya çıkıyor ne de olsa…

İ.Ö. Projenin bir İstanbul ayağı var, bir de Bodrum ayağı. İstanbul’da, 14 Eylül 17:30′da Kasa Galeri’de, Bodrum’daki ‚think tank’e hazırlık niteliğinde, “Araştırma Mekanı Olarak Misafir Sanatçı Programları: Sanatçı hareketliliği ve beşeri hareketlilik konularını ortak bir söylemde  buluşturmak”başlıklı bir panel olacak. Genel konumuz, Avrupa Birliği’nin kültür ve turizm alanında hareketliliği destekleyen politikaları ile ekonomik göçe karşı pratiğinin çelişkileri. Panele, ekonomik göç ve misafir programları alanında çalışan Todd Lester katılacak. Transient Spaces, The Tourist Syndrome adlı serginin küratörleri Marina Sorbello ve Antje Weitzel, turizm ve göçle ilgili Avrupa Birliği’nin içinden bir perspektif sunucak. Didem Danış ve Serra Özkan transit göç üzerine, akademik olarak çalışıyorlar. Shauna McCabe ve Matthew Schum mekan ve kentleşme konularının üzerine gidiyor. Zeynep Öz sanatçı programları üzerine tez çalışmasını yeni tamamladı. Judith Raum ise Priştina’da bir güncel sanat kütüphanesinin kurulması ve sanatçılar tarafından yönetilmesine önayak oldu. Farklı formasyonlardan gelen bir grup insanla hepimizin dillerini ve düşünme şekillerini zenginleştirecek, verimli bir diyalog olacağını umuyorum.

Bu paneli 16-19 Eylül arasında, Bodrum’da bir think tank takip edecek. Bu yılki katılımcılarımız Judith Raum, Matthew Schum, Merve Kayan ve Serra Özkan ile var olan birikimi masaya döküp, çalışma stratejileri belirlemeyi amaçlıyoruz. Dışarıdan katılıma açık olacak ama sanırım hem panelin, hem de think tank’in dili İngilizce olmak zorunda…

L.F. Bu projelerin erişilebilirliği artırtığını düşünüyor musun peki? Ya da cura’nın böyle bir amacı var mı?

İ.Ö. Önceliğimiz, kentleşme, turizm, ekonomik göç gibi konularda ya da disiplinlerarası yaklaşımlarla çalışan üreticilerin bu coğrafyayla ilgili araştırmasını, üretmesini teşvik etmek. Böyle bir üretim olursa yerel etkinin uzun vadede oluşacağını, oradaki kültürü etkilemeye başlayacağını biliyorum. Kısa vadede ise, köyün ekonomisine olan katkısı bile çok önemli. Bir de, kaçınılmaz olarak misafirler köyle, bir turistin kuracağından daha farklı ilişki kuruyor, sorular soruyor, sordurtuyor ve var olmayan, etkisi önceden tahmin edilemeyecek dinamikler yaratıyorlar.

L.F. Entelektüel araştırma ve üretimin, sanatsal üretime bir temel oluşturması ve hatta el ele gitmesi artık sanat pratiğinin ayrılmaz bir parçası haline geldi. cura benim gördüğüm kadarıyla bu ilişki üzerine kurulup bunu destekleyecek bir merkez.

İ.Ö. Varmak istediğimiz yer orası ama henüz orada değiliz. Post-Fordist üretim süreçleri ve gayri-maddi emeğin öne çıktığı neoliberal düzende sanatın, disiplinlerin ve akademinin sıkışmış bilgi üretme şekillerini sorgulayan ve bilginin ne olduğuna dair imkanların çoğaldığı bir alana dönüştüğünü, söylemsel (discursive) pratiklerin önem kazandığını görüyoruz. Bunu hem bir özgürlük ve üretim alanı olarak değerlendirmek, hem de söylemsel pratiklerin yaygınlaşmasına neden olan süreçleri anlamaya çalışmak gerek. Bu konularda düşünen insanların, cura ile yollarının kesişeceğini umuyorum.

*Maurice Beebe, Ivory Towers and Sacred Founts